Besikten Besige etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Besikten Besige etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2009 Çarşamba

Beşikten Beşiğe - İyi Olma Heyecanı




William McDonough ve Michael Braungart’ın “Beşikten Beşiğe” kitabının giriş bölümünün başlığı “Bu kitap bir ağaç değildir”. Bu ünlü mimar ve kimyager aktarmak istediklerini o kadar net dile getiriyorlar ki.

Gündelik yaşamdaki şartlanmalarımız, medyanın beklenti ve isteklerimiz üzerindeki etkisi, yaşamın getirdiği yükümlülüklerimiz ve arzularımız bizi yaşama ve dünyaya çok daha dar bir bakış açısına sokabiliyor. Evet, bazen hipnoza giriyoruz sanki. Bir gözü açık uyku haline giriyoruz sanki. Bilmiyor değiliz, ama gördüğümüzün de aktif bilince olmadığımız bir hal. Özellikle çevre ile ilgili konular hakkında ilgisiz değiliz, ama aktif bir şey yapmak konusunda adını koyamadığımız bir hareketsizlik içindeyiz. Sadece biz Türkiye’de yaşayanlara özgü değil bu anlaması zor uyku hali, ama ülkemiz için sorun hale gelmeye başlayan çevre kirliliği uyanma vaktinin gelip geçtiğini hatırlatıyor.

İstanbul’dan Dalaman’a uçup Fethiye’ye giderken, hele eğer gündüz saatleriyse etraftaki ormanları seyretmeyi çok severim. Gözlerim çam ormanlarının yeşiline dalıp gider. Sanki otobüsün kapalı camlarından çamların kokusu burnuma gelir. Yüreğimi bir sevinç ve heyecan alır. Çoğu zaman. Bazen de gözlerim Dalaman Fethiye arasındaki karayolunun kenarlarına atılmış olan pet şişelere takılır. Ağırlıklı olarak onlar gözüme çarpar, ama metal kutular cam şişelerde vardır o 45-60 dakikalık yolun güzergahı boyunca.

Düşünüyorum, bu kadar güzel bir doğanın içinden geçen bir yolcu hangi ruh hali ile o pet şişeyi yolun kenarına atmıştı? Ne düşünmüştü? Düşünmüş müydü? Arabanın sürücüsü kimdi? Kadın mı? Erkek mi? Genç mi? Yaşlı mı? Anne miydi? Dede miydi? Arabada çocuk varsa ne söylemişti, o da mı camı açıp şişeyi bırakıvermişti?

Benim ilkokul ve ortaokul yıllarımda çevreyi temiz tutmak konusunu hem derslerimizde işlerdik, hem de öğretmenlerimiz bizi bu konuda ısrarlar uyanırdı. Geri dönüşüm konusu benim ilkokula gittiğim 1970’lerde henüz gündemde yoktu. Çevre kirliliğiniz genel anlamı ile konuşurduk. Yaşım ilerledi gitti, ve bugün Dalaman Fethiye yolundan geçen sürücülerin büyük bir kısmı benden yaşça oldukça genç olmalı. Okullarda bu konular küresel ısınma ve çevre sorunları ile ilgili olarak daha çok işleniyor bildiğim kadarı ile.

Peki, aradan geçen 30-35 yılda ne yol kat ettik diye merak ediyorum ben? Ortaya bir yanlış var – öğretemiyoruz – çevrenin üzerindeki insanın olumsuz etkilerini öğretemiyoruz, sorumluluk almayı öğretemiyoruz, zarar vermemenin hazzını öğretemiyoruz. Anlatıyor olabiliriz, söylüyor olabiliriz ama öğretemediğimiz kesin. Dalaman Fethiye arasındaki karayolu bunu söylüyor.

Çevre temizliğinin ötesinde yolda yatan plastikler geri dönüşüm kavramanın anlatılmasında ne kadar yoğun bir çalışma yapılması gerektiğini de ortaya koyuyor. Herkesin önemini anlattığı plastik, kâğıt, metal, cam gibi atıkların toplanması konusunda ülkenin idarecilerinin önderlik etmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Bakanlarımız, Milletvekillerimiz, Meclisimiz, Belediye Başkanlarımız kendi atıklarını geri dönüştürüyorlar mı, neyi ne kadar dönüştürüyorlar merak ediyorum. Bu konuda aktardıkları bir veri veya bilgi var mı merak ediyorum. Onların aileleri geri dönüşüm konusunda neler yapıyorlar merak ediyorum.

Ağabeyim son on yıldır geri dönüşebilen hiçbir malzemeye çöpe atmadığını anlattı geçenlerde. Bu gerekirse metal bir kutuyu, bir pili, bir plastik şişeyi uzun mesafeler boyunca taşımak anlamına gelse de, atıkları ayırmak için zaman ayırmak anlamına gelse. “Vicdanım daha rahat,” diyor ağabeyim. “Atık üretiyorsam bunun çevreye en az zararı vermesi için elimden geleni yapmalıyım.” Tabii McDonough ile Braungart’a göre az kötü olmak yeterli değil. Dünyadaki her birey çevre anlamında tamamen iyi olmak üzerine çalışmalı. Atıkların hiç fire vermeden tamamen hammadde olarak yeniden kullanılması veya doğaya besin olarak geri dönmesi gerekiyor. Fakat bunun tam anlamı ile gerçekleştiği ana gelene kadar hem ürünlerin yeniden tasarlanması ve yeni üretim planları yapılması gerekiyor, hem de hali hazırda bulunan imkânların en etkin şekilde kullanılması gerekiyor.

Geri dönüşümde kullanılması mümkün olan maddeler dolgu sahalarına gidiyor; geri dönüşüm tesisleri kapasitelerinin çok altında çalışıyor.

Elimden geleni yapmazsak yarınlara ne kalacak?

“Beşikten Beşiğe” kitabı gündelik yaşamda kullandığımız birçok eşya ve malzemenin sağlığımıza zararlı etmenlerine de dikkat çekiyor. Geri dönüşüme göre tasarlanmamış malzemelerinin geri dönüşümle yeniden kullanıma kazandırılmaya çalışıldığında, yarardan çok sağlığa zarar verdiğini gözler önüne seriyorlar. “Oturduğunuz koltukta hareket ettiğinizde kumaştaki hangi maddeler ortaya çıkıyor, neleri soluyorsunuz?” diye soruyorlar. Günlük yaşamımızda etkileşimde olduğumuz yüzlerce binlerce madde var. Ve onların nelerden yapıldığı sağlığımız için farkında olduğumuzun üzerinde önemli. Bir eşyanın sağlığımıza ve çevreye etkisi sadece atık olarak sayıldığı aşamada değil, tasarım, üretim ve kullanım aşamalarında da çok önemli.

Bilgiye ulaşmak eskisinden çok daha kolay. Türkçe’de olmadığını gördüğüm kitaplar ile her karşılaşmam da büyük bir bilgi eksikliği içinde olduğumuzu düşünsem de. Ama anlıyorum ki farkı yaratan şey bilgimizin fazlalığı değil. Biz bildiklerimizi ne kadar uyguluyoruz? Bildiğimizi uygulamanın sınırlarına göre nerelerde geziniyoruz? Ve yaşamın bize kendimize çeki düzen vermemizin için sunduğu uyarıları ne kadar görmezden gelebiliriz?

Atıkların yakılması sonucu çevreye yayılan dioksin kimyasalının etkileri konusunda yeterli bilgimiz var mı mesela? Klorla beyazlatılan kâğıt gibi ürünlerinde yakılmasında bu çok küçük oranları bile çok tehlikeli dioksinin salınmasına neden oluyor. Plastik üretimi, çelik üretimi gibi üretimler sonucu da ortaya çıkıyor. “İnsanoğlunun yarattığı en tehlikeli kimyasal” olarak adlandırılıyor. Doğa çok uzun süre kalan, yağda çözündüğü için dokular tarafından emilip muhafaza edilen bu kimyasal gıda yoluyla yayılarak canlıları zehirlemeye devam ediyor. Farkında mıyız?

Greenpeace örgütünün kullanımını azaltmak için yoğun olarak çalıştığı PVC’lerin zararlarının farkında mıyız? PVC üretilirken, geri dönüştürülürken ve yakılırken dioksinler ortaya çıkmaktadır. Ve PVC atıklarının yüzde biri bile geri dönüştürülememekte. Oyuncaktan yer kaplamasına, pencere doğramalarından suni deriye çok farklı alanlarda kullanılan PVC yerine zararsız malzemelerin kullanılmasına büyük bir ihtiyaç var. Bu malzemenin kullanımının getirdiği konfor ve faydanın oldukça ağır bir bedeli var. Bu bedelleri ödediğimizin ne kadar farkındayız?

Kendime, çevreme, insanlara, tüm canlılara, doğaya ve dünyaya tamamen saygılı olarak yaşayabildiğim günler diliyorum. Hepimizin sağlığı için, dünyada sürdürülebilir bir yaşam için adım atmamız gerekiyor. Adımlarımızı hızlandırmamız gerekiyor. “Beşikten Beşiğe” yaklaşımı ve kitabı ile ne yapmam gerektiğini tam olarak bilemesem de, bana umut veriyor, heyecan veriyor. Dünyaya etkilerimizin farkında olur ve bunun sorumluluğunu üstlenirsek, yararlı olmayı başarabileceğimiz inancımı tazeliyor. Bu heyecanı doğru aktarabilmeyi ve bu konuda bir şeylerin yeniden beşikten beşiğe ile tasarlanmasına ve üretilmesine katkım olmasını yürekten diliyorum.

Yurt dışında yapılanlardan ve yapmaktan bahsetmenin ötesine geçmeyi ve “yaptık” diyebilmeyi diliyorum. Dünyayı değiştirecek güç bizim istek, tercih ve seçimlerimizde yatıyor.



Beşikten Beşiğe Ne Söylüyor?


Beşikten Beşiğe tasarım ve üretim yaklaşımı üzerine bildiklerimi yazarak paylaşmak istiyorum. Üzerine pek fazla Türkçe kaynak bulunmayan bu kavramın dünyanın çevre ve atık sorunları için uygulanabilir ve etkili çözümler getirdiğini düşünüyorum.

Dünya son ikiyüz üçyüz yıl içinde binlerce yıllık yaşam şeklini tamamen değiştiren bir sanayi devrimi yaşadı. Doğanın zorlu koşullarına karşı verdiği yaşam mücadelesinde insan öncelikle bu şartları kontrol altına alan ve hatta hükmeden olmak istedi. Ancak insanoğlu doğa ile giriştiği mücadelede belki de bu kadar güçlenebileceğini ve yaşadığı sonsuz görünen dünyasını bu kadar etkileyebileceğini düşünmedi.

Çevre konuları gündeme geldiğinde endişe, çaresizlik ve ümitsizlik hisleri hâkim olur. Karşılaştığımız büyük problemlerin nasıl çözülebileceği zihinleri zorlar. Bireysel olarak yapabileceklerimiz yapılması gereken karşısında anlamsız kalacak kadar küçük görünebilir. Mimar William McDonough ve Michael Braungart’ın kitabı “Beşikten Beşiğe” yaptıklarının doğruluğuna inanan ve doğruyu yapmaya gayret eden insanların birey olarak yapabileceklerini ve dünyada nasıl bir değişimi başlatabileceklerini gösteriyor.

McDonough ve Braungart insanlara olumlu değişimler yapma güçlerini hatırlatıyorlar. Prensiplerinin temelinde yatan inanç bu: İnsan başarabilir. Kendisi, çevresi ve dünyası için tamamen iyi olabilir.

Dünyanın bir hammaddeyi alan, istediği bir şeyi yapma için bunu kullanan ve sonra atan sistemi bırakması gerektiğini, atma kavramını hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini önemle vurguluyorlar. Onların Beşikten Beşiğe adlı kitabı bir manifesto olarak adlandırılıyor. Onlar çevre sorunlarına çözüm odaklı yaklaşılması gerektiğini vurguluyorlar. Yakınmak, şikâyet etmek, üzülmek, suçlamak sorunları çözmüyor.

İnandıkları bazı temel prensipler var:

1. Üretimde kullanılan bir hammadde geri dönüşümde ilk hammadde özelliğini yüzde yüz korumalı.

2. Üretimde zararlı atık seviyesini azaltmak yeterli değil, yaratmamak gerekiyor.

3. Çözüm yasaklarda ve denetimde değil. Eğer tasarım doğru yapılırsa, denetime ve kontrole gerek kalmaz.

4. Tasarım ve üretim için doğayı örnek almamız gerekiyor, doğanın ürettiği her şey işe yarıyor.

5. Doğada atık gelişim için besindir.

6. Bir atık varsa bu insan ve doğa için sağlıklı ve kullanılabilir olmalı.

7. Eğer yüzde yüz besin haline gelebiliyorsa atık problem değildir. Besin ya doğa için ya da üretim hattı için besindir.

8. Geri dönüştürdüğümüz malzemelerin hammadde özelliğini düşürmediğimiz gibi bilgi ve teknolojimizi kullanarak kalitesini yükseltelim.

9. Her malzeme tamamen faydalı olmalı.

10. Hammadde kaynakları sonsuz değil.

11. Toprak yaratılmıyor. Oluşan toprağın binlerce katı hızda verimli zirai üretim toprağını yitiriyoruz. Toprağı korumamız ve beslememiz gerekiyor.

12. Sadece insanlar alıyor ve doğaya bir şey vermiyor.

13. Bina ağaç gibi olmalı, şehir orman gibi olmalı.

14. Ürünler geri dönüşüm açısından kolay ayrılabilir, demonte edilebilir olmalı.

15. Üreticiler tedarikçilerinden çevreye zararsız hammadde talep etmeli.

16. Hedef temiz hava, temiz su, temiz toprak.

17. Bir mekânı değerlendirirken şu soruya cevap vermek gerekiyor: Çocuklarımın burada oynamasını ister miyim?

18. Çatılarda bahçe yaratılması, yeşil çatı uygulaması ile, yağmur suları doğal olarak arındırılabilir ve UV ışınlarına karşı korunma sağlar. Bu çatıları korur ve tamir bakım maliyetlerini azaltır.

19. Çözümleri tasarım aşamasında düşünmek maddi anlamda kar sağlar.

20. İnsanları bırakıp gitmek istemeyecekleri köyler yaratalım.

21. Paketleme konusu büyük değişim ve fayda sağlanabilecek bir alan.

22. Bir ürünün paketi başka bir firmanın girdisi olabilir.

23. Kullanılan enerji yenilenebilir kaynaklardan olmalıdır.

24. Güneş enerjisi kullanılması gereken çok önemli bir kaynaktır.

25. Karbon ayak izimiz mutlaka dikkate alınmalıdır.

26. Toprağa giden her şey güvenli olmalı.

27. Tüketicisi, satıcısına, aldığı ürünün üreticisine, işim bitince bu ürüne ne olacak, nasıl geri dönüştüreceğim diye sormalıdır.

Bu uzun listeye belki eklenebilecek daha çok madde var, ama insana, doğaya ve canlılara saygı ve insanın hiç zarar vermeden yaşama yaklaşımını tarif eden prensipler bunlar. Ve uygulanabiliyor. Bu özeni gösteren firmalar tasarlıyor, yeniden tasarlıyorlar ve bu saygıyla üretiyorlar. Belki önce çözmek zorunda kaldıkları çevre denetim ve kısıtlamaları onları bu yöne sevk ediyor, ama bu sorumluluğu çok daha ileri seviyeye taşıyanlar var. Örneğin büyük bir Amerikan tekstil firması 1997 yılında tamamlanan genel merkezinde, enerjiyi verimli kullanılması ile ilgili yasaların istediği oranlardan %30 daha verimli kullanıyor.

Birey olarak bilmemiz ne sağlayabilir? Michael Braungart iki önemli noktanın altını çiziyor. Birincisi birey olarak satın aldığımız ürünlerin özelliklerini ve kullanım sürelerinin sonundaki durumlarını üreticilerine sormak önemli bir momentum yaratıyor. Bu olumlu değişimleri tetikliyor. İkincisi bir değişimin gerçekleşmesi için ilgili herkesin konu hakkında bilgili olması gerekmiyor. Braungart Michael Gorbaçov ile olan bir konuşmasını paylaşıyor. Gorbaçov’a nasıl başarabildiniz diye sorduğunda, Gorbaçov “Bir konunun başarıya ulaşabilmesi için bir topluluğun %5’inin konuya inanması yeterlidir,” diye cevap veriyor.

Haydi yüzde beşteki yerimizi almaya…



Beşikten Beşiğe



Tasarım ile ilgili çok önemli bir kavram var. Tasarımcı değilseniz ya da sürdürülebilirlik konuları ile yakından ilgilenmiyorsanız belki de henüz çok duymadığınız bir kavram olabilir bu ama herkesin farkında olması gereken bir kavram diye düşünüyorum. Bilinçli tüketici olmam sadece haklarımızı korumak anlamında değil çevreyi korumak anlamında daha da önemli hale gelir. Kavramın adı Beşikten Beşiğe / Cradle to Cradle. Tasarıma ve geri dönüşüme bambaşka bir anlam getiriyor. Bazen C2C şeklinde de ifade edilen bu tasarım şekli atık ve atıkların yeniden kullanımına yeni bir yaklaşım getiriyor.

William McDonough ve Michael Braungart’ın “Cradle to Cradle, Remaking the Way We Make Things” İngilizce okuma şansınız varsa Beşikten Beşiğe kavramına dair önerebileceğim bir kitap. Türkçe olarak dergilerde çıkan yazılar dışında ben henüz bu konuda bir kitaba rastlamadım. McDonough ve Braungart’ın kitabının kendisi bile bir şeylere dikkat etmeye çalışıyor. Kâğıttan değil suya dayanıklı sentetik kâğıttan yapılmış bir kitap. Ağaçların kâğıt olarak tüketilmesine bir alternatif sunarak giriyorlar konuya ve daha ilk sayfalardan insanın ilgisini çekmeyi başarıyorlar. Tasarımın doğayı ve çevreyi koruyarak nasıl daha etkin kullanılabileceği konusunu gündeme getiriyorlar. Kitabın ilk baskısının yapıldığı 2002 yılında beri büyük bir farkındalık yaratmayı başarıyorlar. Türkiye’de maalesef henüz yaygın olarak tanınmıyorlar.

Kitapta yazarlarının deneyimlerinden genel farklı hikâyeler, bilgiler var. Aklımda kalan önemli bir cümle var: Tasarım niyetin işaretidir. Ne kadar çok şey söylüyor bu cümle. Yaşamlarımızda, kasabalarımızda, şehirlerimizde, ülkelerimizde - ne kadar çok şey söylüyor. Nelere niyet ediyor ve bunları nasıl yansıtıyoruz?

Ve diyorlar ki, doğadaki canlıların çevreye zarar verme anlamında bir tasarım sorunu yok. İnsanoğlunun var. Atık ve çevre problemlerinin insanoğlu tarafından yaratılanlarına insanların çözüm bulması gerekiyor. Hem de acilen.

Bu kitap ve bu yaklaşım bana yeni bir ufuk açtı. Atığı azaltmak gereği ile karşı karşıya olduğumuzu gördüğüm bu günlerde bu yaklaşım “atık kavramını yaşamımızdan çıkarmayı” öneriyor. Atık dediğimiz şeyin nasıl uzun dönemler boyunca kullandığımız farklı ürünlerde ham madde olarak kullanılabileceğine ışık tutuyor. Ne kadar farklı bir bakış açısı değil mi?

Dünyada şu an da üretilmek olan ürünlerin en azından yüzde doksanı beşikten mezara mantığı ile üretilmekte. Yani kullandığınız bir ürünün kullanım ömrü bittiğinde muhtemelen bir dolgu sahasına atılmak üzere göndermektesiniz. Yazarların kitapta net olarak vurguladığı gibi gerçekten tüketilen gıda malzemeleri dışında milyarlarca liralık malzeme, doğal kaynak dünyanın her yerinde toprağa gömülüyor. Bu sadece çevre sorunu değil aynı zaman da büyük bir ekonomik kayıp. Endüstri devrimi ile dünyada üretim ham maddenin işlenmesi ve bundan bir ürün yaratılması ve sonrada bu ürünün işi bitince atılması sistemi üzerine kurulmuş. Ancak bu üretim ve tüketim yaklaşımı dünyayı ve insanoğlunu bir iki yüzyıl içinde büyük kaynak tüketimi ve çevre koruma sorunları ile karşı karşıya bırakmış durumda. Dünyanın bitmez tükenmez görünen kaynakları tükeniyor, ve bozulmaz sanılan ekolojik dengeler sallanır durumda. Geleceğimizi toprağın altında gömüyoruz ve hızla yaklaşmakta olduğumuz sıkıntıların gerçekten farkında olup olmadığımız incelemeye değer.

O kadar çok yaraya o kadar güzel dokunuyorlar ki bu kitapta. Hangilerini paylaşsam. İnşallah Türkçeye en kısa sürede çevrilir. Mimarların, mühendislerin, kimyagerlerin, çevrecilerin, tüketicilerin, herkesin okuması gereken bir kitap. Konuya gerçekten yaşamını adamış ve anlattıklarını deneyimlemiş kişilerin inandıkları ve uyguladıkları şeyleri anlattıkları bir kitap. Dünyanın üretim ve tüketim sorunlarına gerçek bir çözüm getirebilir. Atmak için değil kullanmak için tasarlamak, tekrar tekrar ve tekrar kullanmak için. Atıkların ham madde olabildiği bir yaşam tasarım sistemi. Yaşamı atık yaratmayacak şekilde tasarlamak. Tasarım ile insanoğlunun ihtiyaç duyduğu konforu zarar vermeden, gerçekten insana ve çevreye zarar vermeden sağlamak. Evet, inanıyorum ki bu konuda bir şeyler yapmak mümkün. Eğer istersek, denersek ve buna göre tasarlarsak.

Haydi Türkiye artık eskimeye başlayan bu yeni tasarım yaklaşımına uyan.